Sevgili Dalış Camiamıza
;
Baracuda dan Cem
beyin gönderdiği mesaja, kesinlikle sırf cevap olsun diye değil,
olayları tek taraflı değerlendirmek ve kamu oyunu farklı bir şekilde
cephelendirmek yerine, eğer esas olarak doğruyu bulmak ve faydalı olmak
üzere yola çıkılmış olsa idi sistemin hataları üzerinde tartışılması
gerektiğini belirtmek üzere bu cevabı yazma zorunluluğu hissettim..
Öncelikle şunu kati
olarak belirtmek isterim ki ; ben burada hekim hatalarını savunmak
üzere bulunmuyorum ve bizzat hekimin kendisine ait nedenlerden
kaynaklanmış olan hekim hatalarının da tamamen karşısındayım. Tüm
camiamızdan kıymetli zamanlarını aldığım için çok çok özür dileyerek,
birkaç hususu düzeltmek arzusundayım.
Öncelikle, çok ama çok
kısa olarak hekimlik mesleğinden bahsetmek istiyorum. Sevgili Cem beyin
babası da anladığım kadarı ile şimdi emekli olmuş hekim ağabeylerimizden
olmakla birlikte, sanırım hekimlerimizin şu anda bulunmak zorunda
bırakıldığı koşullar konusunda pek bilgi sahibi değil ya da “ ben artık
emekliyim “ düşüncesinden dolayı olaylara bu şekilde yaklaşılmış
olmasına müsaade göstermiş durumda…
Her mesleğin mutlaka ki
çok zor yanları vardır. Sorumluluk anlayışı, görev şartlarının zorluğu,
prosedürdeki bürokratik engeller, bürokrasinin getirdiği ağırlık, maddi
problemler, vs..vs.. Evet bunların hemen her meslek de olabileceğini
biliyoruz. Hekimlikte de bütün bu zorlukların yanında insan hayatını
elinde tutma gibi kelimelerle anlatılamayacak ağırlıkta bir sorumluluğun
var olduğunu ve inanın bana bu sorumluluğun hiçbir şeyle boy ölçüşemeyek
kadar ağır olduğu tasavvur etmenizi rica ediyorum.
Bir insan ülkemiz
şartlarında hekim olmak için ; liseden sonra 6 yıl fakülte okuyor ve
pratisyen hekim olarak mezun oluyor. 2 yıllık doğu hizmetini
tamamlamadan diplomasını eline alıp çalışamıyor. Doğu hizmetinden
yaşıyor olarak dönerse, bakanlığın verdiği herhangi bir yerde
diplomasını da alarak çalışmaya devam ediyor. Bakanlığın verdiği
herhangi bir yer derken özellikle belirtmek isterim ki, sizin, ailenizin
ya da çocuklarınızın durumu, okulları, eğitimleri, ya da eşinizin işi
nedeniyle bağlı olduğu kurum onların hiç umurunda olmuyor. Yani örneğin
eşiniz Bursa da özel sektörün birinde yıllarını verip müdür seviyesinde
çalışıyor, çocuklarınız biri orta diğeri ilkokulda okuyor ve sizi
çalışmak için uygun gördüğü yer Sivas, Hakkari, veya Ankara… olabiliyor.
Yani bu adamın eşi istifa mı etsin, çocuklarını çevresinden, okulundan
mı koparalım, ya da bu adam durmadan Bursa ya mekik mi dokusun ?? Bunlar
onların umurunda olmuyor. Bu durumda bizim garip pratisyenimiz, ya
yuvasından ayrı gurbet günleri sayıyor, ya da devletten istifa ederek,
özel sektörün kucağına oturtulmak zorunda bırakılıyor. Özel sektör ne
yapıyor ?.. Avuçlarını ovuşturarak “ he, he, he… başka şansın yok hangi
şartları sunarsam öyle çalışmak zorundasın “ diyor. Maaş değil, baktığın
hasta üzerinden para alacaksın diyor. Bana ne kadar kazandırırsan sen de
o kadar kazanacaksın diyor. Bizim garibin zaten başka seçme lüksü yok. “
olur abiiii “ diyor. İşte dananın kuyruğu da zaten burada kopuyor.
Geçinme kaygısı sırtına yük olarak biniyor, bindiriliyor… Ben yine de
hekimlerimizin çok büyük bir çoğunluğunun bu tuzağa pabuç bırakmadığını
ve sistemle can hıraş mücadele ettiğini biliyorum. Ama her meslekte
olduğu gibi bizim de aramızda ( Cem beyin de belirttiği gibi ) tabiri
caizse “ çürük yumurtalar “ bulunmaktadır. Ama bunlar son derece
istisnadır.
Şimdi gelelim Uzman
hekimlere.. Onların ki de ayrı bir çile.. Onlar pratisyenlikten sonra,
affedersiniz ama ( kesinlikle mübalağa etmiyorum ) eşekler gibi
çalışıyor (inanın ailesini, yaşamı, hayatı unutacak kadar kopuyorlar
dünyadan) ve TUS denilen bir uzmanlık sınavını kazanma mücadelesine
giriyorlar. İlk girişte kazanabilenlere artık delirmiş bu gözü ile
bakılıyor. Çünkü bir çuval kum içinden bir avuç kadar pratisyeni
seçiyorlar ve uzmanlıklara yerleştiriyorlar. Bundan sonra da çile
artarak devam ediyor. Branşına göre 3 ile 5-6 yıl arasında süren ve
öğrencilikten de daha rezil bir yaşam başlıyor. Örneğin tüm cerrahi
branşlarda en az ilk 2 yıl gün aşırı nöbet tutuyorsunuz. Yani 36 saat
hastanede 12 saat evde, sonra hemen tekrar hastanedeki 36 saat başlıyor.
İnanın bana benim eşim de aynı branştan bir hekim ve aynı dönemde, ancak
farklı kurumlardan uzmanlık eğitimi aldık. Bu dönemde bir ay içinde
sadece 5 gece beraber evimizde olabiliyorduk. Bu nedenle çok istememize
rağmen çocuk bile yapmadık, ihtisasımız bitince, 35 yaşından sonra
babalığı tatmak zorunda bırakıldım. Üstelik, gerçekten bilenler bilir;
gerçekten sefil bir dönemdir ihtisas öğrenciliği, hocalarınızın özel
işlerine kadar size yüklenir. Neden? Çünkü onlar öğretiyorlar her şeyi
size.. Hastaları zaten anlatmak mümkün değil. Örneğin ben Haydarpaşa
Numune Hastanesinden ihtisas almış biri olarak, acil kapı nöbetleri
sırasında 1 gecede sarhoşu, yaralısı, tabancalısı, bıçaklısı, adli
vakası, kalp krizi, vs.vs.vs.. 500-600 hasta başvurduğunu biliyorum. Bir
uzmanlık öğrencisi, bir nöbette, 50-60 hasta bakmak zorunda kalabiliyor.
Ve ertesi günü de mesaisine devam ediyor, akşama kadar. Ne verimli bir
yaşam değil mi ? Bir çok arkadaşım nöbette hastadan dayak yedi.. İnanın
bana doğru söylüyorum. Bir arkadaşımı acil servisin içinde kovalayan
hasta yakınlarına karşı polis bile durmadı.. Ne güzel değil mi, bunlar
da bizim hayatımızın birer parçası olarak anılarımıza kazınmış…
Neyse.. uzun ve zor
demenin bile çok basit kaldığı bu uzmanlık öğrenciliği dönemi de
bittikten sonra, uzman oldum deyip avunuyorsunuz. Taaaki yine mecburi
hizmet denilene kadar. Bunu tekrar anlatmama gerek yok sanırım. Yeniden
pratisyenliğe döndünüz sayılır. Bu arada en iyi ihtimalle yaşınız 37
civarında olur, eğer gözünüzü karartıp, elinizi çabuk tuttu iseniz, 2
yaşlarında bir çocuğunuz olabilir, yoksa biraz daha bekleyeceksiniz. O
çocuk da sizi ilk gördüğünde zaten 2 yaşına gelmiş olacaktır.
Mecburculuk bitince,
eğer torpiliniz varsa, ya da paranız çoksa, ailenizin yanına yakın bir
yerlere tayin yaptırabilir ve çalışma hayatına 37-38 yaşlarında
başlayabilirsiniz. Değilse gurbetçilik hala sürecektir. Eeee tabii
herkesin çok parası ya da torpili olmayabiliyor. O zaman naapsın bizim
taze uzmanımız, ya gurbete devam ya da devletten istifa ve yeniden özel
sektörün ellerini ovuşturan kucağına hooop…
Gelelim parasal
mevzulara… Ben inanmıyorum, acaba hala aranızda “ bu doktor milleti
parayı götürüyooo “ diye düşünenler kaldı mı ? Eğer hala varsa böyle
kişiler, gözleri açık ama etrafını hala göremeyenlerdir sanırım. Bu gün
devletimizin, uzman olmuş bir hekime taktir buyurduğu maaş 1200- 1400
YTL civarındadır. Size de komik geldi di mi ? Evet gerçekten komik, ve
inanın ki çoğu arkadaşımız ulu orta yerlerde maaş mevzusu açıldığında bu
rakamları telafuz etmekten bile utanıyor, lafı geçiştiriyorlar. Haa..
son zamanlarda, sanırım 2 yıldır, devlet büyüklerimiz, özel sistemin
“ ne kadar iş, o kadar köfte “ zihniyetini çok faydalı görmüş
ve benimsemiş olsa gerek ki ; “ performans “ denilen bir sistem
yarattılar. Aynı özel sektördeki yaklaşımla bire bir örtüşen bir
sistemle doktora para kazandırma yolu… Hiç aklınıza geliyor mu ? özel
sektörün patronları ile devlet babamız arasındaki yakınlığın seviyesi…
Dikkatinizi çekiyor mu hiç ? Muayenehanelerin, ya da 3-5 doktorun bir
araya gelerek açtıkları polikliniklerin devlet tarafından zor durumda
bırakılarak kapanmaya zorlanmaları ve açıkta kalan binlerce doktorun da
özel sektörün el ovuşturan sıcak kucağına hooop diye atılmaları… Yaa…
bakın daha neler var bilmediğiniz..
Vee… “ ben bu şartlarda
çalışmak istemiyorum, bu insan hakları ve onuru ile bağdaşmayacak kadar
ağır “ diyerek toplanmaya kalkan hekimlere devletimizin cevabının “
çalışmazsan çalışma.. ben de Azerbaycan dan, Özbekistan dan vs. den
vs.den ucuza hekim getiririm sen de görürsün gününü “ dediğini de
dudunuz mu hiç? Onu da duymadınız değil mi ? Şaşırmadım, zaten ben de
öyle tahmin ediyordum.
Tüm bunlara ek olarak;
bizim odamız, yani tabipler odası da sizin bildiğiniz odalardan
değildir. Şimdi sizin bildiğinize göre bir oda o meslek grubundan
olanların haklarını korur ve mücadele eder di mi ?.. Ehh.. işte bizde o
da tam değildir. Yani hasbel kader bir hekim bir şekilde devlet ya da
vatandaşla problemi olsa, bizim odamız kraldan kralcı olur ve o doktorun
üzerine herkesten önce gitmeye bayılır. Yani sonuçta, birbirini
kollayan, gözeten bir grubumuz falan da yoktur. Her hakkımız Allaha
havale durumdadır.
Şimdi.. Biliyorum
hepinizin başını ağrıttım, gününü kararttım belki ama, buraya kadar
okuyabilme cesaretini gösterenlere sesleniyorum.. Lütfen az daha
devam edelim..
SONUÇLAR
:
-
Doktorluk, gerçekten zor
ve ağır sorumluluğu olan bir meslektir. Ve inanın ki dünya da ( bunu
bilerek söylüyorum ) bizdeki kadar zor şartlarda ve ucuz çalışan
hekimlerin bulunduğu ülke sayısı çok azdır.
-
Etrafınızda çok
kazandığı ya da rahat bir yaşam içinde bulunduğu için dikkatinizi çekmiş
olan hekimler varsa, bilin ki onlar askeri karavana tenceresi içindeki
yemekten sadece bir tatlı kaşığıdır. Gerisi sizin göremediğiniz sessiz
çoğunluktur.
-
Yukarıdaki yazımı
okurken lütfen elinizi vicdanınıza koyarak doğru karar verin,
yazdıklarım içinde bilmedikleriniz, duymadıklarınız, hatta tahmin bile
edemeyecekleriniz ne kadar çoktu di mi ?.. İşte.. zaten sorun da
burada. İşte tam da Candan Erçetin in “ herkes yanlış biliyor
“şarkısını hep bir ağızdan söylememiz gereken yer burasıdır. Bilgisi
olmayanın fikri de olamaz. Bilgisi olmadan “ bir fikrim geldi “
diyenlerin fikirleri genellikle boştur, koftur…
-
Evet ben kişisel olarak
“ hekim hatalarına – malpraktis e “ karşıyım ve gereken ne varsa
yapılması ve hatta önleyebilmenin çok daha önemli olduğu kanısında olan
bir hekimim. Ve gerekli hallerde cezai müeyyidenin uygulanması
yanlısıyımdır. Ancak her zaman eğri oturup doğru konuşmalıyız. Amacımızı
iyi belirleyelim; “ üzüm mü yemek istiyoruz, yoksa bağcıyı mı dövmek
istiyoruz “. Her şeyin en büyük müsebbibi olan yanlış sistemin, yanlış
uygulamaların hatalarını bir kalemde kenara atmak, görmezden gelmek,
bunun yerine hasta ve yakınları ile her an karşı karşıya kalmak zorunda
olan hekimlere cephe almak, bu cephelenmeye olanak sağlamak çok basit ve
kolay bir yol olmayacak mı ? Neden asıl problemler için mücadele
etmiyoruz da sadece bir “ şamar oğlanı “ arayıp bulmak yolunu seçiyoruz.
-
Lütfen hekimlerin de en
azından birer insan olduğunu, onların da sosyal hakları, yaşantıları,
birer aileleri, çoluk çocukları, onurları, ve ayrıca geçinmek için
paraya da ihtiyaçları olduğunu göz önünden ayırmayalım. Çuvaldızı
doktora batırıyorsak da en azından iğneyi de kendimize batıralım.
İçimizden kaçımız, hekim hakları ile ilgili bir sosyal tepkiye destek
vermiştir ki… Kaçınız sessiz bir yürüyüşü alkışladınız ki ? Her 14 mart
tıp bayramıdır ve mutlaka bir problemimizi dışa vuran yürüyüş, panel,
duyuru, vs. bir faaliyetimiz vardır, ve sizler bunların hangisinde
bulundunuz, hangisine destek verdiniz ? Hiç düşündünüz mü ? Gerçekte,
bizim problemimiz aslında sizin de probleminizdir. Bizim sorunlarımız
bir şekilde dönüp dolaşıp sizlere de uğrayacaktır. Sizlerin de halini
hatırını soracaktır. Yanlış sistemin doğurduğu hataları bizlere
yüklemektense birlik olup, problemin gerçek nedenine yönelmemiz daha
doğru ve mantıklı olmaz mı ?
-
Her şeye rağmen.. aç da
kalsak… açıkta da olsak… onurumuz artık eskisi kadar güçlü olmasa da…
parçalanmış ailelerimiz, gurbetlerde yaşamak zorunda kalanlarımız olsa
da… şartlarımız, sorumluluğumuzla örtüşemeyecek kadar kötü olsa da…
BİZLER HEKİMİZ… YEMİN ETTİK BİR KERE… BİZİM SÖZÜMÜZ AĞZIMIZDAN ÇIKAR… Ve
asla unutulmasın ki istisnalar kaideyi bozamaz ve bozmamalıdır. Atatürk
e inanıyorsanız bize de inanın.. En kötü zamanında bile, o, kendini
bize emanet etmişti… Sizler de etmeye devam edin. Ama doğru hedefle
mücadelemize gelin sizler de katılın, bize destek verin.. Yanlışlar,
sanılanın aksine çoğu zaman bizimle doğrudan ilgili değildir. Bunun
farkına varın. Ve lütfen fikir vermeden önce bilgi sahibi olun…
-
Bu vesile ile de Sayın
Cem Polatoğlu’ ndan bir ricam olacak : Lütfen kurduğunuz ve taraftar
toplamaya gayret ettiğiniz web sitenizin adını “doktor mağdurları”
yerine “ SAĞLIK SİSTEMİ MAĞDURLARI “ olarak yenileyin. Bence daha çok
taraftar toplarsınız, ve hatta garanti ediyorum bütün hekimler de
katılacaktır.
-
SON OLARAK ; benim
amacım ne “çürük yumurta” doktorları korumak, ne de burada Cem beye
karşı anti propaganda yapmaktır. Tek arzum ve amacım “ HERKES YANLIŞ
BİLİYOR “ şarkısını öğretebilmektir. Eğer amacım taraftar toplamak olsa
idi, sadece buradan bile bu siteye üye olan hekimleri çağrıma destek
vermeye çağırabilirdim. Ama bence çok gereksiz. Davulun sesi uzaktan
kulağa hoş gelirmiş, bence biraz yaklaşın ve gürültüyü ana kaynağından
dinleyin.. … ….??? Hadi, hadi.. yaklaşın, çekinmeyin, bizler de
sizlerdeniz, uzaydan gelmedik..
Ben kim miyim ???
Sürekli olarak zorlansam da “ çürük yumurta” olmamaya yemin etmiş bir
hekimim…
Hepinizden kıymetli
zamanlarınızı aldığım için tekrar tekrar özür dileyerek, saygı ve
sevgilerimi sunuyorum.
Op.Dr.Özgür LEYLEK
Kadın Hast. Ve Doğum
Uzm.