Küçükken büyüdüğümde ne olacağımı soranlara
“doktor” derdim çoğu çocuk gibi; keşke olaydım. Ne yazık, bu ihtimal ne
uzağımdan ne de yakınımdan geçmedi! İnsanın yaradılışından mıdır nedir,
yaşadığı her olumsuzluğu geneller. Burada yazacaklarım bu mesleğin eli öpülesi
neferlerini genelleyerek kötülemek değil. Kim ne derse desin ben iyilerinin
çoğunlukta olduğuna inanıyorum.
İnanıyorum inanmasına ama her ne kadar
gözümü kulağımı kapatsam da kötü örneklere rastlamıyor değilim. Birini de bizzat
kendim yaşadım.
Yıllar yılı “şu varislerimi tedavi ettirsem
mi” deyip durdum, tam da ilaç tedavisi görürken hamile olabileceğimi rüyamda
görsem inanmazdım. Artık hangisi önce başladı bilemem ama fark ettiğimde iki
haftadır ilaç kullanmaktaydım. Jinekologa giderken kullandığım ilaçlar kafamı
hiç kurcalamadı ama doktorun tavrı beni ve eşimi tamamen bloke etti. Bir sürü
uzmana danıştım, GETAM denilen Genetik Araştırma Merkezine gidip kaç hafta
sıramın gelmesini bekledim, dim dim de dim. Netice: Hüsran.
Aradan beş yıl geçti hâlâ düştüğüm acınası
durumu çözemedim. O doktor ne diye beni o kadar oyaladı, ne diye saçma sapan
yeni kurulmuş yerlere yolladı durdu (araştırma malzemesi olayım diye olmasın
sakın) benim kafam ne diye karıştı, insan kendi çocuğunu sakatlandı diye öldürür
mü?..
Benden iki yıl kadar sonra aynı doktor
kardeşimin hamileliğini takip etti. Doğum zamanı iki hafta aşmış, bebeğin kalp
atışları dinlensin diye her gün gidilen hastanede hemşire bir gariplikten
şüphelenmiş, kardeşimi göndermeyip doktoru çağırmış. Durumun vahametine rağmen
saatler sonra salına salına gelen doktor hanım kardeşimi acil sezaryene almış.
Yeğenim doğduğunda derisi, suda fazla (günlerce) kaldığından buruş buruş ve pul
puldu. Ameliyathaneden çıktığında bize “tam aldığım anda kakayı koyuverdi
kerata” dedi, “peki henüz anne karnında olsaydı ne kadar yaşam şansı vardı” diye
sordum “en fazla bir saat” dedi, dedi ve bu konuşmadan birkaç saat sonra
parasını aldı ve gitti. Evet biliyorum, kabahat aynı doktora giden bizde değil
mi?
İki sene oluyor galiba, şeker hastası olan
babamı gribal enfeksiyon nedeniyle, bilinci kapanmış bir halde eve en yakın
hastanenin acil servisine götürdük. Daha öncekilerde oldukça memnun kalmıştık
buradan. Hâlâ düşündükçe doktor değil de şarlatan olduğundan şüphelendiğim bu
seferki nöbetçi doktor, şuuru henüz yerine gelmemiş babamın, şuuru yerine
geldikten sonra, o birkaç saat içinde hatırladığı tek şey olan şu soruyu sordu
“nasılsınız” Eh buna koca bir yuh çekilmez de ne yapılır? Aynı gece annemin
doktora “ateşi kaçtı” sorusuna “hasta ateşim var demedi” diye cevap veren de
aynısıydı. Cintoz annem kibarlığı elden bırakmadan, hafifçe “hasta kendine değil
ki, nasıl söylesin” diye tersledi ama bana sorarsanız iyi bir zılgıtı
haketmişti.
Şarlatan derken aklıma geldi. Geçen yıl iş arkadaşlarımdan birinin kardeşi minibüste elini kapıya sıkıştırıyor. Şoför tarafından en yakın kliniğe (!) götürülüyor. Orada Azerbaycan’da tıp okumuş (!) bir doktor tarafından dikişimsi bir şey yapılıyor. Ertesi gün acılar içinde kıvranırken ağabeyi tarafından güvendik bir hastaneye götürülüyor. Burada müdahale eden doktor, çocuğun elini görünce çılgına dönüyor. Neyse ki mesleği hak etmiş bir doktora düşmüşler de kopan ve adeta teyellenmiş olan parmağı ameliyatla geri yerine dikilmiş. İyi doktor bizim arkadaşı, şikayetçi olsun diye polise göndermiş. Polisle birlikte kliniğe gitmişler, bir sürü tantana vs derken klinik mühürlenmiş, sonrasını bilmiyorum. Allah bilir bunun gibi kaç tanesi ortalıkta dolaşıyor.
Akıl var, mantık var değil mi. Doktor dediğin kıyıda köşede kalmış, hastane demeye bin şahit ister bir yerde çalışır mı? Sonra bizim doktorlarımızın suyu mu çıktı da şurada, burada tıp okuduğunu iddia eden insanlara itimat ediyoruz; sırf yabancı diye mi? Bu yabancı merakından birbirimize yabancılaştık ya o da ayrı bir konu. Geçenlerde birisi, minicik kızının parmağının asansör kapısına sıkışıp koptuğunda yaşadıklarını anlattı. Akşam olan kazadan sonra sabaha kadar İstanbul kazan bunlar kepçe oradan oraya koşmuşlar. İlk gittikleri hastanedeki doktor, bu parmağı yerine dikebilecek Türkiye’de üç doktordan birinin kendisi olduğunu, bunun bedelinin de 30.000.- YTL olduğunu söylemiş. Yok ya, doktor olacağım, hem de alanında üç isimden biri olacağım, iki yaşında parmağı kopmuş bir bebek karşıma gelecek, parayı almadan ameliyat etmeyeceğim. Hem de gecenin bir vakti lalettayn bir kurumda nöbet tutacağım, geçelim bunları lütfen. Aynı şeyi büyük devlet hastanelerimizden bir doktor da söyleyince ikna olmuşlar, meğer parmak sünerek koptuğu için dikilmesi mümkün değilmiş.
Her şey bir tarafa istemediğiniz kadar iyi doktor tanıdım. Her biriyle ilgili önemli hikayeler anlatabilirim. Yazımın başında da dediğim gibi, kötülerin azınlıkta olduğunu biliyorum. Daha önce başka bir yerde söyledim, yine söylüyorum: hastane değil, doktor önemli. Başımız sıkıştığında güvenebilecek en az bir doktor tanımalı.
Bu sitede okuyacağımız hemen tüm yazılar
gibi bu da epey iç karartıcı oldu. Bilemem editörümüz ne kadarını yayınlar?
NOT: Dün yazdığım bu yazıyı bugün tekrar
okurken bir sürü başka olay hatırladım, site sahiplerinin izni olursa onları da
daha sonra yazacağım.