Mağduriyetim buradaki arkadaşların yaşadıkları kadar ciddi olmasa da doktora gitmekten korkar hale getirdi beni.
3 yıl önce Şubat ayında sağ kalçamın içerisinde ve kaval kemiğime giren ağrı yüzünden yürüyemez hale geldim. Günlerden Cumartesi ve öğleden sonra olduğundan yakınlarda Ortopedist çalıştıran hastane bulmam güç olsa da kendimi Türkiye Gazetesi Hastanesine attım.
Doktor ismini hatırlayamayacağım, yaşlıca bir doktor muayenemi yaptı. Masasının üzerinde hastalarının satışına sunduğu belli olan cilt cilt dini kitaplar sıralıydı. Bana satmaya çalışmasa da bu benim hoşuma gitmedi. Sana ne diyebilirsiniz ama ben de özel sektörde çalışıyorum ve işyerimde heleki müşterilerime böyle bir şey yapmaya kalksam aynı gün kapı dışarı ederler. Profesyonelce düşünürsek etmeleri de lazım. Çünkü işyerimin mesaisini farklı bir şey için kullanıyorum anlamına gelir bu. Sonuçta muayene olmak için sıraya girmek, içerideki hastanın çıkmasını beklemek durumundasınız.
Doktor bey muuene etti, bel hareketleri önerdi, iğne yazdı, film çektirmemi istedi. Teşhisini sorduğumda filmden sonra söyleyebileceğini ifade etti. Film çektirmek için fiyat aldım ve fiyatları çok pahalı bulduğumdan yarı fiyatına başka bir özel hastanede çektirdim.
Daha sonra filmlerimle beraber yeniden gittim, doktor filmlerime baktı ve Kalça Zarı Zedelenmesi teşhisini koydu. Arkadaşlarım ve ailem belfıtığı teşhisini koymuşlardı ve doktor farklı bir teşhis koyunca çok sevindim.. Doktor ağrıkesici özelliği de olan sabah akşam olmam gereken bir takım iğneler verdi. En sonda da 'sorunun boyutlarını anlayabilmek'!!! için tabii ki EMAR istedi.
Sadece İstanbul'daki görüntüleme merkezi sayısının tüm Avrupa'dakinin yaklaşık iki katı olduğunu, bunun bir şekilde çok büyük bir sektör haline geldiğini bildiğimden hiç şaşırmadım.
Eve gidince internetten araştırmak istedim hastalığımı lakin bu konuda hiçbir şey bulamadım. Hatta Kalça Zarı denen bir şey bile bulamadım. Sizde google da "Kalça Zarı" diye aratırsanız bir şey bulamazsınız.
EMAR için SSK güvencesi altında olduğumdan ayrıca para vermek istemedim ve bir SSK hastanesine gittim. Bu arada hep işten izin alıyorum ve heryere taksi ile gidip geliyorum.
En sonunda bir görüntüleme merkezinin telefonunu verdiler ve oradan randevu almamı söylediler. Telefon açtım telefonla randevu veremeyeceklerini oraya kadar teşrif etmem gerektiğini söylediler. Nedeni sordum "belgeleriniz tam mı bakmak istiyoruz boşuna randevu vermiş olmak istemiyoruz" dediler. Hangi belgeler lazım sa faks çekiyim kontrol edin dedim, olmaz cevabını aldım. Belge dedikleri de SSK hastanesinden aldım kaşeli bir form o kadar. Ama sistem insanların ezilmesi üzerine kurulmuş, mecbur olduğunuz için oradaki çalışanlar faksa bakma 'zahmetine' girmek istemediklerinden ayaklarına gitmek zorundasınız. Hastayım dedim, ama dinletemedim…. Tabii ki kavga ettim… Hem de ne kavga ne kadar yetkili varsa hepsiyle telefonda tartıştım. Şikayet edeceğimi söyledim v.s. en sonunda randevu alabildim. Tam kul muamelesi yapıp insanı çileden çıkartıyorlar. İnsanın gururuna da işte bu dokunuyor. İlk önce bir sistem kurup kendilerine mahkum ediyorlar, sonrada kul köle muamelesi yapıyorlar. Düşünün hasta insanları ayaklarına çağırıp 1 hafta sonrasına randevu veriyorlar, randevuyu bilerek 1 saat erken verip hastaları bile bile bekletiyorlar. Niye ? Görüntüleme makinelerinin en ufak zamanı bile değerlendirmeli de ondan. Mesela bana saat 20:00 gibi randevu verdiler ve 1 saat beklettiler.
Herneyse EMAR sonuçlarını aldım dönüşte ve bu sefer de kolum tutuldu. Ailemin zorlaması ile, tam önünden geçtiğimizden Osmanoğlu polikliniğine girdik. Doktor kolumu kontrol etti bir şeyi olmadığını söyledi.
Tam çıkarken bir şey sorabilir miyim deyip teşhisimi sordum. Doktor böyle bir hastalık duymadığını söyledi. Daha sonra hikayemi anlattım, elimdeki film ve EMAR ları gösterebilirim dedim. Doktor "ilk önce muayene edeyim sonra gerek olursa bakarım filmlere" dedi. Birkaç hareket yaptırarak muayeneyi tamamladı ve "Siz dört dörtlük siyatiksiniz , ama çok ağır değil" dedi.
Ben çok şaşırdım tabii. Israrla filmlerimi ve EMAR sonuçlarını göstermek istedim, o kadar uğraşmışım onlar için. Doktor filmlere bir baktı, EMAR'a bakmasına gerek olmadığını ama sırf içim rahat olsun diye bakabileceğini söyledi. Kullandığım ilacı sordu vurulduğum iğneyi söyledim, zaten bitmişti. 12 gündür sabah akşam iğne olmama 1 hafta istirahat etmeme rağmen durumum aynıydı. 4 veya 6 adet başka iğne verdi 3 gün hiç kalkmadan yat dedi geçecek dedi doktor. Dediğini yaptım ve hastalığım geçti ve hala da bir şey yok. İşte iki doktor arasındaki fark…
Osmanoğlu kliniğindeki doktora en başta gitmiş olsaydım bir sürü şey ile uğraşmayacak 12 gün kaybetmeyecektim. Doktor dediğin böyle olur işte. Sonuçta çok iyi doktorlar da var ülkemizde.
O günden beri doktora gitmedim, büyük konuşmak olmasın ama yığılıp kalmadan
da gitmeyi düşünmüyorum. Allah kimseyi de ilk gittiğim doktor gibi doktorların
ellerine düşürmesin. Çünkü sistem hastayı iyileştirmek üzerine değil para
kazanmak üzerine kurulu. Yoksa kimse açıklayamaz ülkemizdeki görüntüleme merkezi
sayısının fazlalığını. Ne yani insan sağlığına verdiğimiz değer yüzünden mi bu
kadar çok görüntüleme merkezi var.
--
Mert Batu
(NOT : Lütfen spam olmaması için e-posta adresimi yayınlamayınız)